Un Jour Sépia à Istanbul…

Je ne m’attendais pas à se réveiller à un jour sépia. Le nuage brunâtre flottait sur le ciel d’Istanbul aujourd’hui… Le vent soufflait fort mais chaleureux qui me sentais bizarre. Un peu stressé encore frais. C’est parce que j’ai décidé a commencé la journée avec un bon petit déjeuner y compris plein de confitures françaises….

Zaman Makinesi

Dün bir zaman makinesi uğradı posta kutuma… Tertemiz bir yüreğin, Masalsı bir mucizeyi, En gerçek haliyle tariflediği Muhteşem bir duyguyu getirdi… Kırmızı bir zarf içinde. Heyecan ile açtım… İçinden, Kocaman bir sevgi çıktı.

Aşk 4

Bir parça gül lokumu gibidir aşk… Parıltılı kırmızısıyla kendine çeker seni, Tadına varana kadar, gözünü alamazsın.   Önce ellerine bulaşır, Sonra dudaklarına… Tadı damağından yüreğine ilerlerken, Farkettirmeden, usulca, Esir alır zihnini…   Hiç bitmesin istersin, Hiç, bitmesin…

Işık

Bazen, tam da herşey sarpasardı derken, Ya da gerçekler omuzlarına ağır geliyorken, Hatta umudunu yitirmene ramak kalmış,Nefesin göğsüne sıkışıp kalıyorken… Sessizlik, çığlık çığlık daraltırken yüreğini, Ve yalnızlık tam da girdabına hapsetmişken varlığını… Haykırışların duyulur da, Bir melek indirilir hayatının tam ortasına… Kanatlarını bir sen görürsün, Gözlerinin yıldız yıldız parıltısını, Sana yeni doğmuş bir bebek saflığında…

Ne kadar oldu ki sen gideli…

Ne kadar oldu ki sen gideli… Sadece yağmurlar geçti üzerinden, Sadece birkaç defa doğdu güneş… Birkaç defa dolandım sahilde Birkaç defa yemek yedim sadece… Ne kadar oldu ki sen gideli… Gözlerinin derin derin bakışını, Birlikte içtiğimiz kahvenin kokusunu, Yemeğin tadını, Koltuğa uzanıp da, çoraplarını düzeltişini, Ayrılırken, sımsıkı sarılışını Özleyecek kadar çok mu? Yoksa, Yoksa, yanıbaşımda…